17. BÖLÜM ASHABI KEHF TE İŞARET EDİLEN GERÇEK

Yayınlandı: 03 Aralık 2013 / KUR’AN KISSALARININ SİSTEMATİĞİ

Teknolojik gelişmeler, dünya nüfusunun hızla artması, insanların doğayı hoyratça tahrip etmesi, atmosferin ısınması, sera etkisi ve bunun sonuçlarıyla kutuplardaki buzların eriyerek hareketlenmesi, mevsimlerin değişmesi ve okyanusların, denizlerin seviyesinin hızla artmasıyla oluşan felaketler ve milyarlarca insanın Hz. Nuh kıssasında olduğu gibi sular altında kalması…… Felaket tellallığı değil bu. Bilim adamlarının ısrarla üstünü çizdiği ve filmlere bile konu olan kıyamet senaryoları. Bir yandan da yaşamın zorlaştığı Dünyaya benzer, üzerinde yaşanabilecek bir gezegen arayışı ve uzay çalışmaları.

Bilim, teknolojinin çok ilerlediği, yeni ve çok ucuz enerji kaynaklarının bulunduğu aslında altın bir çağdır. Koskoca Evren sürekli izlenmekte ve yaşam aranmakta fakat Gliese 581 gezegeninden başka dünyaya benzer yaşanacak bir gezegen keşfedilememiştir. Kırmızı cüce sisteminde yer alan Gliese 581 gezegeninin dünyaya uzaklığı ise 193 trilyon km. dir. Yani 20,5 ışık yılı.

 http://tr.wikipedia.org/wiki/Gliese_581_c

 Gliese 581 c

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Koordinat: 15s 19d 26sn; -07º 43′ 20″

Gliese 581 c

16-1

Bir sanatçının gözüyle Gliese 581 c

Gliese 581 c Gliese 581 adlı bir “kırmızı cüce” sisteminde yer alan gezegendir. Gliese 581 yıldızı, 20.5 ışık yılı ile dünyaya en yakın yıldızlardan biri ve Gliese 581 c bu çok küçük yıldızın etrafında 13 günde bir dönüyor. Yapılan ölçümler Gliese 581 c’nin yüzey sıcaklığının dünyadaki gibi 0 ile 40 derece arasında değiştiğini gösteriyor.

“Gliese 581c” Dünyadan 193 trilyon km uzaklıkta ve Dünyanın Aynı İklimine, suya ve yer çekimine sahip olan bu güne kadar bulunmuş yaşama en müsait gezegenmiş.

Şili’nin And Dağları’ndaki La Silla gözlemevinde Avrupalı gökbilimciler, Dünya’dan yaklaşık 20.5 ışıkyılı uzakta olduğu halde en yakın yıldızlardan birinin yörüngesinde ve Dünyaya benzer özelliklere sahip gezegen keşfetmişler. Gliese 581 adlı küçük kırmızı bir yıldızın yörüngesinde döndüğü için Gliese 581c adı verilen gezegenin dünya gibi taşlı bir yüzeyi ve okyanuslarla kaplı olma olasılığı yüksek bir gezegenmiş. Gliese 581c hem büyüklük hem iklim hem de atmosfer bakımından Dünyaya en çok benzeyen gezegenmiş. Bilim adamlarına göre gezegende yaşam olabilmesi için Goldilocks Kuşağı adı verilen “suyun donacak kadar soğuk, kaynayacak kadar sıcak olmadığı ve yüzeyde sıvı olarak kalabildiği” bir yer olması gerekiyormuş.

Dünya’dan 20.5 ışıkyılı veya 193 trilyon km uzaklıkta bulunan gezegenin çapı Dünyanın bir buçuk katı kadar, Sıcaklığı ise 0 ile 40 santigrat derece arasında değişiyormuş. Kütlesi Dünya’dan 5 kat fazla, yerçekimi Dünyadakinden 2.2 kat fazla, yıldızı güneşin üçte biri kadar Kendi güneşinin yörüngesinde Dünya’nın Güneş’e uzaklığının 14’te biri mesafede seyrediyormuş. Güneşinin etrafında 13 günde dönüyormuş. Gliese 581’in Güneş’ten 50 kat daha soğuk olması sayesinde gezegen aşırı radyasyona maruz kalmıyormuş.

21. yüzyılda uzay araçlarının insanlı olanının hızı 40.000km/ saat,   insansız olan uzay aracının hızı ise 240.000 km / saattir.

42. yüzyılda gelinen nokta ise insanlı uzay araçlarının hızı 20 katına yani 800.000 km / saate çıkmıştır. Bu süper hızla Gliese 581 e gitmek için ortalama 220 yıl gerekmektedir. Dönüşü de düşünürsek 440 yıl. Ve bu insan hayatı için imkânsız rakamlardır. Binlerce bilim adamı çareler aramaktadır. Bu arada uzayda koloniler kurulmuştur fakat bu çözüm olmayacak kadar basit bir çalışma düzeyinde kalmıştır.

Çözüm olabilecek çareler aranırken bir bilim adamının önerisi dikkate değer bulunur. HİBERNASYON (askıya alınmış yaşam) kış uykusuna benzer bir çalışma heyecan fırtınası yaratmıştır. Fakat uzun vadeli bir çalışmadır ama bu iş için en mantıklı görülen çözüm budur.

Gönüllü genç insanlar aranır. Eğitilirler ve psikolojik olarak hazırlanan bu genç insanlar, bilgisayar destekli HİBERNASYON laboratuvarında yüzlerce tıp adamının gözlemlediği cihazların içinde bulunduğu makinalarda yerlerini alırlar. Soğutma işlemi başlar ve gençler uyutulur. Ne ölüdürler nede canlıdırlar

Kalp ameliyatlarında kullandıkları bu soğutma işleminin bir benzeri artık bu laboratuvarlarda uygulanmaya başlanmıştır. Bedenleri sürekli bilgisayar destekli cihazlarla ölçümler yapıldığı ve gözlemlendiği ve zamanı geldiğinde bedenlerin azda olsa enerji alabilmeleri için sıvı besinler verilmekte, uzun zaman hareketsiz yatmaktan dolayı oluşacak kireçlenmeye karşı vücuda işlemler uygulanmakta ve çok çok nadirde olsa vücutta oluşabilecek dışkıya karşılık bedenleri sürekli steril edilmektedir. İlk hedef 5 yıldır ve bu gönüllü 5 gençten sadece biri ilk 5 yılın sonunda uyandırılacak ve sonuçlar görülüp de başarı elde edilebilirse ikinci gönüllü 10 yıl sonra ve diğer gönüllüler sırayla her 10 yılda biri olmak üzere uyandırılacak bu arada yenileri, onların yerine hibernasyona yatırılacaktır. Bilim yine alkışlanacak bir başarıya imza atmış, ilk 5 yılın ve sonra gelen 10 yılların sonunda denemeler başarılı olmuş, 10 ar yıl arayla uyandırılan bu gençler biyolojik olarak hemen hemen hiç yaşlanmamış ve psikolojik olarak yapılan testlerde de ruh sağlıklarında bir değişme meydana gelmemiş olmaları büyük sevinç yaratmıştır

Hibernasyon laboratuvarlarının bir benzeri uzaydaki kolonilerin üslerine de monte edilmeye başlanmıştır. Bu başarıyı gören gönüllü genç sayısı on binleri bulmuş ve fiziksel olarak uygun astronotlar artık eğitime alınmış ve belki de asırlık seyahatlere uygun hale getirilmişlerdir. Aradan 500 yıl geçer. Bu geçen zamanda hibernasyonla ilgili çalışmalar ve bilimsel bilgiler artmış ve insan için hibernasyonun sınırının 300 yılla sınırlandığı keşfedilmiş ve biyolojik olarak genç bir insanın her yüzyılda yaklaşık 3 yaş ve 300 yılda yaklaşık 9 yaş yaşlandığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Her ne kadar yaşamları askıya alınmış olsa da, vücut metabolizması çok yavaşta olsa çalışmakta ve azda olsa yaşlanma engellenememektedir. Günümüz dünyasına dönelim mi? Okuyucuların vay be ne kadar fantastik bir düşünce dediğini duyar gibi oluyorum.   Bu bakış açısıyla birde Kur’an’daki Kehf suresindeki bölümü okuyalım:

9-Yoksa sen Ashab-ı Kehf ve Rakim’ın, ayetlerimizden şaşılacak bir olay olduklarını mı sandın?

10-O vakit o genç yiğitler mağaraya çekildiler ve şöyle dediler: ” Ey Rabbimiz, bizlere tarafından bir rahmet ihsan et ve bizim için işimizden bir muvaffakiyet hazırla!”

11-Bunun üzerine yıllarca mağarada kulakları üzerine vurduk.

12-Sonra da onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri gayeyi daha iyi hesap etmiş olduğunu bileli

13-Biz sana onların kıssalarını doğru olarak naklediyoruz: Hakikaten bunlar, Rablerine iman eden birkaç genç yiğitti; Biz de hidayetlerini artırdık.

14-Ve kalplerini pekiştirdik. O vakit ayağa kalkıp dediler ki: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir; kesinlikle O’ndan başka hiçbir tanrıya tapmayız; yoksa gerçekten saçma sapan konuşmuş oluruz.

15-Şunlar, bizim kavmimiz, tuttular O’ndan başka tanrılar edindiler; onların tanrı olduğuna açık bir delil getirselerdi ya! Allah’a bir yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?”

16-(İçlerinden biri demişte ki): Mademki, onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından uzaklaşmayı tercih ettiniz, o halde mağaraya çekilin ki, sizin için Rabbiniz rahmetini yaysın ve size işinizden bir kolaylık hazırlasın.”

17-Güneşi görüyorsun ya, doğduğu vakit mağaralarından sağ tarafa meyleder, battığı vakit de onları sol tarafa makaslar. Onlar mağaranın geniş bir yerindedir. İşte bu Allah’ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o hidayete ermiştir; kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösterecek bir yardımcı bulamazsın.

18-Bir de onları uyanık sanırdın, Hâlbuki uykudadırlar ve biz onları sağa sola çevirirdik; köpekleri de giriş kısmında iki kolunu uzatmıştı. Onları görseydin mutlaka onlardan kaçar ve elbette için dehşet ile dolardı.

19-Yine böylece onları uyandırdık ki, birbirlerine sorsunlar.  İçlerinden biri: “Ne kadar durdunuz!” dedi. “Bir gün yahut daha az.” dediler. Bir kısmı da: “Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi siz şu gümüş paranızla birinizi şehre gönderin de, baksın kimin yemeği daha temizse ondan size yiyecek alıp getirsin; hem de çok kurnaz davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.

20-Çünkü sizi ellerine geçirirlerse muhakkak öldürürler yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman asla kurtuluşa eremezsiniz.”

21-Böylece kendilerini haberdar ettik ki, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyamet gününün şüphesiz bulunduğunu bilsinler. O sırada kavimleri kendi aralarında bunların olayını tartışıyorlardı. Bunun üzerine dediler ki: “Üstlerine bir bina yapın; Rableri onları daha iyi bilir!” Düşmanlarına karşı galip gelenler: “Biz muhakkak bunların üzerine bir mescit yaparız.” dediler.

22-(Kimileri): “Üçtür. Dördüncüleri köpekleridir.” diyecekler; kimileri de: “Beştir, altıncıları köpekleridir.” diyecekler. Her ikisi de gaybi taşlama=bilinmeyen şey hakkında tahmin yürütmektir. (Bir kısmı da) “Yedidir, sekizincileri köpekleridir.” diyecekler. De ki: “Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir; onları insanlardan ancak pek azı bilir.” Artık bunlar hakkında bildirilenin dışında bir tartışmaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye bir şey sorma!

23-Hiçbir şey hakkında da: “Ben bunu yarın muhakkak yaparım deme, 24-Allah’ın dilemesine bağlamaksızın. Unuttuğun zamanda Allah’ı an ve şöyle de: “Umarım ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir zamanda dosdoğru bir başarıya eriştire!”

25-Onlar mağaralarında üç yüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.

26-De ki: “Ne kadar kaldıklarım Allah daha iyi bilir!” Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O Öyle güzel görür, öyle güzel işitir ki, onlara O’ndan başka yardımcı yoktur; O hiçbir kimseyi hükmünde ortak kabul etmez!”

Şimdi O ayetlerdeki DETAY ları inceleyelim:

1. On birinci ayette = Bunun üzerine yıllarca mağarada kulakları üzerine vurduk. Deniyor.. Yani kulaklarının hiç bir şekilde sesi duyamayacağı bir ortam hazırladık ve o şekilde orayı izole ettik manasıdır bu. Müzik stüdyoları ya da bazı laboratuvarlar tamamen yalıtılır sesin girmeyeceği şekilde günümüz dünyasında.

2– Bir takım genç adamlar mağaraya gizlenir, 300 yıl uyutulacak insanların genç olduğu izah edilmiştir. 2000 yıl sonraki insanlarda genç gönüllüler ararlar.

3– Mağarada güneş görmeyen bir yerde olduğu DETAY ı verilmiştir. İki bin yıl sonrada soğutulan bir odada güneş görmeyen bir laboratuvarda uyutulmuş olması gerekmez mi? Ayrıca estivasyon yani yaz uykusu olmadığına, hibernasyon olduğuna bir işarettir.

4– Mağaradaki gençler uyurken onları sağa sola çevirdiğinin DETAY ını verir. 2000 yıl sonraki O insanlarda hem enerji vermek hem temizlik hem de kireçlenmeye karşı bir çeşit işlem uygulayacaklardır.

5– Köpek detayında da şöyle düşünüyorum. O insanlar ses geçirmeyen izole olmuş o bölgede bir işleme tabii tutuldukları için köpekleri de giriş kısmında kalmıştı. Çok sadık olan köpek o mağarada ne kadar kaldı detay ve anlatı yok. Ayrıca O genç adamlar uyandığında köpek ile ilgili hiç anlatı yok. Çünkü Sünnetullaha uymaz. Yani bir köpeğin 300 yıl hibernasyona yatırılması mümkün değildir. Bırakın 300 yılı belki de araştırıldıkça hiç bir şekilde belki de 10 yıl kalması bile mümkün olmayabilir. Belki de hiç bir zaman hibernasyon mümkün değildir. Bu köpek olayı ileriki yıllarda araştırılacak şeylerdir. Fakat İnsanla ilgili kısmı tamamen doğrudur. Yani ben doğru olduğuna yüzde yüz inanıyorum. Allah kullarını kandırmaz. Olmayacak bir şeyi anlatmaz ve Bu tamamen Sünnetullah çerçevesinde olacak şeylerdir.

6– Kur’an’daki 19 ve matematiksel sistemi araştıranlar burada anlatılan 300 yıl ve 9 yıl eklenmesini sistemin denk gelmesi için yazıldığını iddia eder (itiraz etmiyorum evet ya da hayırda demiyorum). Bir kısım insanlarda güneş takvimine göre 300 yıl; ay takvimine göre 309 yıl olduğunu anlatmaya çalışıyor der (bu teze de itiraz etmiyor ve evet hayır demiyorum)

Benim bu bakış açısıyla açıklamaya çalıştığım şey şudur: 30 yaşında hibernasyona yatırılan bir genç adamın 300 yıl sonra uyandırıldığında biyolojik olarak 9 yaş eklendiği (zaman içinde yavaş yavaş biyolojik olarak yaşlanma) ve 39 yaşında bir beden ve görünümle uyanacağıdır.  En doğrusunu Allah bilir diyoruz. Ben sadece Kur’an’da gördüğüm yolu göstermekle yükümlüyüm. O yüzyılları göremeyeceğimize göre belki kitabımdan yararlananlar olabilir diyerek konumuza devam ediyorum.

Peki, neden 2000 yıl sonrayı örnek verdim? Bu olay madem Allah’ın bir kanunu ve Sünnetullaha uygun (her zaman yapılabilen bir şey) ise ve keşfedilmemişse ve benim iddiam kabul görürse neden bu yüzyılda da uygulanmasın? Bütün ilahiyatçılar evet olurda dese, tıp adamları uygunda görse ben bu yüzyılda HİBERNASYON un hayata geçebileceğini sanmıyorum.

1) Hibernasyon laboratuvarı kurulsa bile teknik bilgi eksikliğinden dolayı denek insanın ölme riski vardır.

2) hibernasyona yatırılacak insanın genç ve çok sağlıklı ve hiçbir sağlık sorunu olmaması gerekir. Çok zaruret olmadığı içinde genç ve çok sağlıklı gönüllü bulmak hemen hemen imkânsız olacaktır. Ailesinden, belki de çoluk çocuğundan bir daha görüşmemek üzere ayrılacak ve deney başarılı olursa anca 50–100 yıl sonra uyandığında ailesinden hiç kimse kalmamış olacaktır. Neden bu fedakârlığa kalksın ki?

3) Ölüm riski olması hem din çevrelerini hem politika çevrelerini harekete geçirip engelleme çalışmaları üst noktada olacaktır. Bütün bu negatif etkilere rağmen hayata geçirilebilmesi için muhakkak sayfanın başında anlattığım felaketler olması gerekir ki başka çareleri kalmasın ve uygulamaya başlayabilsinler. Felaketler ardı ardına gelirde yüz milyonlarca belki milyarlarca insan bu felaketler neticesinde can verip de dünya üzerinde yaşam şansı azalmaya başlayınca HİBERNASYON devreye girebilir. Umarım felaketler konusunda yanılıyorumdur. Fakat sorumsuzca bu kadar çocuk hayata getiren bilinçsiz toplumlar aslında gelecek kuşakların hayatına ipotek koymaktadırlar.

Hibernasyon kelimesini ilk kez duyanlar olabilir diyerek konu hakkında biraz bilgi alabilmek için şu linki tıklayabilirsiniz:

http://www.turkansiklopedi.com/bilim-ve-doga/254-canlilar/19783-kis-uykusu.html

KIŞ UYKUSU (Hibernasyon) Alm. Winterschlaf (m), Fr. Hibernation,İng. Hibernation. Bazı sıcakkanlı ve soğukkanlı hayvanların, kışı uyku veya uyuşuk gibi bir dinlenme halinde geçirmesi. Kış uykusu, soğukkanlı hayvanların hareketsizliği veya sıcakkanlı omurgalı hayvanların (memeli ve kuşlar) vücut sıcaklıklarının düşerek sıfır dereceye yaklaşması ve metabolizmalarının yavaşlaması olarak da tarif edilebilir.

Kış uykusunun süresi türlere ve çevre sıcaklığına göre birkaç haftadan altı aya kadar değişir. Hibernasyon, yâni kış uykusu tabiattaki bilmecelerden belki de en enteresanıdır. Milyonlarca memeli, sürüngen, haşarat ve böcek bütün bir kış boyunca uyur. Vücut organlarının aktifliği tamamen askıya alınır. Organların faaliyeti o kadar yavaşlar ki, güçlükle fark edilir.

Kış uykusu, değişken iklimlerde yaşayıp besin bulma zorluğu çeken hayvanlarda olur. Kışın yaklaşmasıyla sincap, tarla faresi gibi hayvanların vücutlarında değişiklikler belirmeye başlar. Kalp atışları yavaşlar, soluk alış-verişleri azalır ve zihin faaliyetleri durur. Derin, donmaktan emin kovuklarına çekilir, tostoparlak olarak derin bir kış uykusuna yatarlar. Gerçek kış uykusuna sıcakkanlı omurgalı hayvanlar yatarlar. Böcekler, sürüngenler, kurbağalar, balıklar gibi soğukkanlı hayvanlar da kışı inlerinde uyuşuk olarak geçirirler. Bazı hayvanlar, çevre ısısının belli bir dereceye düşmesiyle uyanırlar.

Meselâ yarasalar eksi iki derecede uyanır. Daha sıcak bir yere giderek tekrar uykuya dalarlar. İhtiyaç ve aşırı acıkma da uyanmalara sebep olabilir. Soğukkanlı hayvanların (böcekler, sürüngenler, kurbağalar, balıklar vs.) vücut ısıları çevre sıcaklığına bağlıdır. Sıcakkanlı hayvanların ise türlere göre sabit sıcaklık dereceleri vardır. Kış uykusuna yatan memeli ve kuşların vücut ısısı çevrenin ısısına çok yakın bir dereceye kadar düşer. Çoğunlukla +1°C’ye kadar düştüğü gözlenmiştir. Eğer donma derecesine düşerse hayvan ölür.

Çok kuru ve sıcak iklimli bölgelerde yaşayan bazı hayvanlar da yaz uykusuna yatarlar. Salyangozlar aşırı sıcaklarda kabuklarına çekilip dinlenirler. Dipnoi denen çift solunumlu balıklar (akciğerli balıklar) bulundukları nehir suları kuruyunca balçığa gömülerek uyuşuk halde suların tekrar gelmesini beklerler. (Bkz. Yaz Uykusu) Kış uykusuna yatacak hayvan, kendisine donma noktasının üstünde olan ılık bir kovuk bulur veya kazar. Yaprak, tüy, kıl gibi maddelerle de burayı izole eder.

Kış uykusu boyunca, yazın vücutlarında depoladıkları yağı sarf ederler. Tarla sıçanı, sincap gibi bazı hayvanlar kış uykusuna yatmadan önce kovuklarında yiyecek depo ederler. Belli aralıklarla uyanarak bunları yerler. Kış uykusunun başlamasıyla hayvanın kalp atışı ve kan basıncı azalır. Beslenme faaliyeti ve dışkılama kesilir. Solunum fark edilecek derecede yavaşlar. Bazılarında tamamen kesilmiş gibidir. İç salgı bezlerinin salgıları yavaşlar. Sindirim sistemi ve ifrazatı durur. Anatomik ve fizyolojik değişiklikler de gözlenir.

Dağ sıçanı, köstebek ve yer sincabında dişlerin kireçlendiği de görülmüştür. Küçük memelilerden olan “yedi uyuklayangiller” kış uykusu boyunca 40 derecelik vücut sıcaklıklarını donma noktasının biraz üstüne kadar düşürebilirler. Bu düşük ısıda vücut faaliyetleri yavaşlar. Hayvan çok yavaş soluk alıp verir. Kalp atışları normal olan 300 vuruştan dakikada 7 ile 10 vuruşa kadar düşer. Tabiî vücut refleksleri kesilir. Beynin elektrik faaliyeti adeta durur. O kadar yavaşlar ki, fark edilemez. Şayet kovuktaki hava sıcaklığı donma noktasına düşerse hayvan otomatikman uyanır ve bütün vücut sistemlerini harekete geçirerek vücut sıcaklığını normale döndürmeye çalışır.

Bunu yapamazsa ölür. Çevre ısısının ani düşüşü hayvanı uyandırarak ölümü engeller. Toprağın sürekli don olduğu yerlerde, yuva yapıcı memeliler kış uykusuna yatmaz. Kış uykusuna yatan bütün soğukkanlı hayvanlar, plazmaları içinde hücreleri tahrip eden buz kristalleri meydana geldiği takdirde soğuktan donmak tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Çok soğuk havalarda hareketsiz kalmanın tehlikeleri yok değildir. Organlar buz kristalleri tarafından tahrip edilebilir veya dokular donabilir. Kış uykusuna yatan hayvanların vücutlarındaki sıvılar, moleküler ağırlığı daha büyük kimyevî maddeler bakımından zenginleşerek donma noktası düşer.

Böylece don tehlikesinden korunulmuş olur. Hibernasyon o kadar değişik, enteresan ve çözülememiş bir meseledir ki, çeşitli organlar arasındaki ilişki ve güç bölümünde bile anlaşılamayan hususlar vardır. Meselâ; marmot (dağ sıçanı)un omuriliği ve beyni tamamen çıkarıldığı halde, hayvanın kalbi daha 10 saat atmaya devam etmiştir. Bir ilim adamı kış uykusuna yatan bir marmotu 4 saat saf karbondioksit gazının içinde tuttu. Bir şey olmadı. Kış uykusuna yatan bir yarasa, 1 saat bir kova suyun içine sokularak bekletildi. Dışarı çıkarıldığında hâlâ uyuyordu ve tamamen normaldi.

Bir kirpi, 22 dakika batırıldığı suyun içinde kaldı. Kış uykusuna yatan bir fındık faresi, toparlak haliyle bir odada, top gibi, karşıdan karşıya yuvarlandı. Yine de uyanmadı ve hâlinde değişiklik olmadı. Bazı Amerikan yer sincapları on günde bir uyanırlar. Daha erken uyanmaları kendi zararlarına olur. Fazla enerji sarfiyatı hayatlarını tehlikeye düşürür. Ilıman iklimlerdeki yarasa türlerinin çoğu kış uykusuna yatar. Ancak ılık kış günlerinde böcek avlamak için uyanırlar. Bu kısa dönemlerde çok az miktarda enerji harcamaya gayret ederler. Kış uykusuna yatan yarasaları uyandırmak, rahatsız etmek, düzensiz enerji tüketimine sebep olacağından yarasalar için felâket demektir.

Bazen kış aylarında bir kokarca, bir rakun ve bir porsuk ortalıkta görülebilir. Bunlar acıkmışlar ve uyanmışlardır. Karınlarını doyurup tekrar uykuya dalarlar. Kış uykusu sâyesinde çevrenin zor şartlarına karşı mukavemet gösterirler. Kış uykusu, gıda kıtlığı zamanında canlının enerji sarfiyatını en az seviyeye düşürerek sert iklim şartlarına dayanmasını sağlar. Vücut ısısının düşmesi ve metabolizmanın yavaşlaması hayvanın direncini arttırır.

Ansızın uyandırılırsa ölebilir. Kış uykusuna yatan hayvanlar, önceden vücutlarında depoladıkları yağı yavaş yavaş erittikleri için bu zaman zarfında çok ağırlık kaybederler. Baharda uyandıkları zaman zayıf ve sinirli olurlar. Kaybettiklerini kazanmak için büyük bir iştahla, çok yerler. Kış uykusu, belli bazı fizyolojik mekanizmalar tarafından kontrol edilmektedir. Buna “Bedenî (bünyevî) biyolojik saat” denilmektedir. Kış uykusuna yatan bir yer sincabının kan serumu alınıp, kış uykusuna yatmadan birine şırınga edilirse, o hayvan da kış uykusuna yatar. Ayılar da inlerinde uyurlar. Derin bir uykuya dalmalarına rağmen uykuları gerçek kış uykusuna benzemez. İnlerinde uyuklarken, vücut ısıları normalin altına düşmez. Şayet vücut ısıları 15 derecenin altına düşerse ölürler.

Hakiki kış uykusuna yatan hayvanlar ise eksi iki dereceye kadar yaşarlar. Aradaki fark neden ileri gelmektedir? Bilim adamları bunun cevabını şimdilik verememektedir. Cevabını merakla araştırmaktadır. Birçok soğukkanlı hayvanlar, kışı soğuk iklimlerde derin bir uyku içinde geçirirler. Memeliler ve kuşlar gibi çevrelerinden bağımsız olarak vücut ısılarını değiştiremezler. Hava soğudukça onlar da buna bağlı olarak uyuşurlar. Nihâyet “soğuk anestezi” durumuna geçerler. Kış uykusuna yatan sıcakkanlılar gibi kendi kendilerine uykularını bölemezler. Sâdece hava sıcaklığındaki artışla uyanırlar.

Yılanlar kertenkeleler, kurbağalar, semenderler kışı yalnız başına veya gruplar halinde birbirine dolanarak taş altlarında veya çamur ve bataklıklara gömülmüş bir halde geçirirler. Tuzlu su terrapini (Kuzey Amerika’ya mahsus bir su kaplumbağası) kışın kendini çamura gömer. Kum yengeçleri de aynı şeyi yaparlar. Kara kurbağa (Bufo bufo) ve kurbağalar düzenli kış uykusuna yatarlar. En sevdikleri suların yakınındaki çamurlara gömülürler. Kış uykusundan alınan bir kurbağa 2 saat gibi bir zaman güneşe tutulduktan sonra kendisinde hayat emareleri görünmeye başlar. Yedi uyuklayangiller ve kirpiler hem uyku zamanı bakımından, hem de uyku yoğunluğu bakımından başı çekerler. Bu hayvanlar, yakalandıkları zaman bile kış uykusuna yatarlar.

Bazı hayvanlar, avları kış uykusuna yatınca kendileri de kış uykusuna yatarlar. Meselâ; yarasalar avladıkları böcekler ortadan kayboldukları veya uyudukları zaman uykuya çekilirler. Kış uykusuna yatan hayvanların çoğu toparlak bir hal alırlar. Ancak yarasalar her zamanki gibi başları aşağıda aylarca asılı kalırlar. Örümceklerin çoğu kış aylarında uyanık kalırlar. Çatlaklarda, kıyıda köşede her zaman bulunurlar. Yiyecek kıtlığı onlar için, problem değildir. Aylarca bir şey yemeden durabilirler.

Ancak inleri tuzak kapaklı örümcekler kış uykusuna yatarlar. Bunun için de önce kapı yolunu ağlarıyla bir battaniye gibi örerler. Kaplumbağalar toprağa gömülerek kış uykusuna yatarlar. Bazı balıklar da kış aylarında uykuya yatarlar. Ev sinekleri, uğur böcekleri ve salyangozlar da böyledir. Kış uykusu, hayvanların zor iklim şartlarını ve kıtlık dönemlerini atlatmalarını sağlar. Ayrıca birçok hayvan için bir dinlenme ve yenilenme zamanıdır. Bu dönemde bulaşıcı hastalıklara ve parazitlere direnç artar.

Radyasyona dayanıklılık kaydedilir. Kış uykusu yerine bazı hayvanlar, birçok kuşlar daha uygun iklimlere göç ederler. Bazıları ise; meselâ kurtlar kürk ve postlarını kalınlaştırırlar. Böylece kışa daha dirençli olurlar. Kış uykusuna yatan sıcakkanlı hayvanların vücutlarında bulunan termostatları vücut ısısını ayarlar. Bunun sayesinde her türde belli bir düzeyde sabit tutulur.

Eğer böyle bir termostat olmasaydı, bizler de soğukkanlılar gibi çevrenin ısısına bağlı olurduk. Havaların soğumasıyla uyuşurduk. Isı düzenleme büyük enerji gerektirir. Onun için memeliler daha fazla yeme ihtiyacındadır. Kış uykusu vakti yaklaşınca yüksek vücut ısılarını sanki bir anahtarla çevirir gibi donma derecesinin biraz üzerine kadar düşürürler. Uyanacakları zamanı nasıl bilirler? “Biyolojik saat” vaktin geldiğini otomatikman haber verir. Aylarca uyuyan sincaplar, hareketsiz kalan kuşlar, yıllarca çamurun içinde uyuyan balıklar hep biyologların merak konusudur.

Karşılaştırma olması açısından birde yaz uykusu (estivasyon) hakkında bilgi almak için şu linke tıklayalım:  http://rehber.ihya.org/yenirehber/yaz-uykusu-estivasyon.html

YAZ UYKUSU (Estivasyon) Alm. Sommerschlaf, Fr. Estivation, İng. Estivation. Sıcak ve kurak iklim bölgelerinde yaşayan bazı hayvanların, zor şartları atlatmak için çok sıcak yaz günlerini uyku veya uyuşukluk arası bir dinlenme hâlinde geçirmesi. Ağustos gibi aşırı sıcak aylarda tabiata bir sessizlik çöker. Bu sessizliğin sebebi, yaz uykusuna yatan hayvanlardan ileri gelir. Birçok hayvanın kış soğuğundan kaçmak için kış uykusuna (hibernasyon) yattığı bilinmektedir. Bunun bir eşi de yazın uzun, sıcak ve kurak ortamından kaçmak manasına gelen yaz uykusudur. Bazı çöl salyangozları, aşırı sıcaklarda kabuklarına çekilip dinlenirler. Kabuklarıyla dışarısı arasında kalın bir zar tabakası örerek su kaybını önlerler. Yer kurtları küçük odacıklarında birbirlerine sarılarak yumak oluştururlar.

Sıcak bölgelerde yaşayan her hayvan yaz uykusuna yatmaz. Yaz uykusuna yatanların vücut fonksiyonları çok azalmış bir tempoda devam eder.

Yaz mevsiminin aşırı sıcak ayları, bazı canlılar için atlatılması zor günlerdir. Baharda ötüşen kuşların sesini yaz sıcaklarında duymak hayli zordur. Tüneklerinde gagalarını açarak serinlerler. Hayvanların bir kısmı sıcaktan korunmak için kovuklarına kapanarak enerji sarfiyatını azaltmaya çalışırlar. Dünyadaki bazı hayvanlar da kıtlık sebebiyle uzun bir yaz uykusuna girerler. Bu uykucuların arasında mikroskobik olanlar da vardır.

Zor şartlar altında yaz uykusuna yatan hayvanlar arasında; timsahlar, tropik bölgelerde yaşayan bazı tatlı su balıkları, çamurgolyan balığı, salyangozlar, kurbağalar sıralanabilir.

Ağustos günlerinde, dallar ve yapraklar altında kendilerini kamufle etmiş, kaskatı kesilerek toprağa yapışmış kurbağalara rastlamak mümkündür. Kendilerini kurumuş bataklıklara canlı canlı gömenler de vardır. Bataklık kazıldığında bunlara rastlamak mümkündür. Böyle bir kurbağa alınıp bir akvaryuma bırakıldığında kısa bir zaman içinde tekrar canlanıp yüzmeye başlar. Ancak yüzüşü, bahar aylarındaki gibi enerjik değildir. Hiç ses çıkarmadan yavaş yavaş yüzer. Hatta arka bacakları çimdiklense bile vıraklamaz.

Yaz sessizliğini bozanlar ise bazı böceklerdir. Yeşil çekirgelerin, ağustos böceklerinin sesi, boğucu sıcaklıkta tarlaları inletir. Bu ayda böcek boldur. Böcekler, diğer canlılardan daha çok ısıya dayanıklıdır. Yiyeceklerindeki nemden başka pek suya ihtiyaç duymazlar. Bu bakımdan ağustos tam bir böcek ayıdır.

Hayvanların bir kısmı tam bir yaz uykusuna yatmaz. Ara sıra kovuklarında uyanırlar. Çizgili sincap kısmî bir uykucudur. Kütüğün altındaki toprak inini yapraklarla döşeyerek kendine bir yatak hazırlar ve üstünde uykuya dalar. Isıyı geçirmeyen serin toprak altında besine ihtiyacı yoktur. Uyku süresince vücut ısısı düşer. 2-3 hafta uykuda kalır. Şayet yumuşak toprak açılarak yatak odasına ulaşılacak olursa, uykuda yakalanabilir. Derisine dokunulduğunda, vücudunun soğuk olduğu hissedilir. Fakat tam bir yaz uykucusu olmadığından, dokunmayla tatlı uykusundan uyanacak ve rahatsız edildiğinden acı acı çığlıklar atacaktır.

Yer sincabı, çizgili sincaptan daha fazla uykucudur. Gerçek bir yaz uykusuna yatar. Bir şubat günü yer sincabının kovuğu faaliyet içinde sarsılır. Bu altın sarısı hayvan havayı çığlıklarla doldurur. Bacakları telaşla koşuşur. Ağustos ayında ise kovuğu, terk edilmiş bir çöl şehri kadar sakindir. Dikkatlice toprağı eşeleyerek, düzgünce açılmış tünelden yer sincabının tabanı çimle döşenmiş yatak odasına ulaşılabilir. Çizgili sincabın tersine bu hayvan dokunulduğunda uyanmaz. Kafası aşağı bükülmüş, kuyruğu kulaklarına kadar kıvrılmış, vücudu tostoparlak bir vaziyettedir. Bu canlı kürk torbasına dokunulduğunda bir hayat emaresi fark edilmez.

Afrika’nın akciğerli balıklarının da yaz uykusu meşhurdur. Nehir suları kuruyunca balçığa gömülerek uyuşuk hâlde suların tekrar gelmesini beklerler. Nehirler veya göller kuruduğu zaman dip çamurunda kendileri için bir oyuk açarlar. Etraflarında su geçirmez bir koza örerek bir mevsim kadar veya daha fazla bir zaman için derin bir uykuya dalarlar. Kozalarında akciğer solunumu sâyesinde kurak mevsimi atlatırlar. Sularda solungaç solunumu yapan bu ilgi çekici balıklar ihtiyaç duydukları böyle zamanlarda akciğer solunumu yaparlar. Çift solunumlu manasında “Dipnoi” olarak da bilinirler. Çamurun arasından geçen bir delik vâsıtasıyla oksijen ikmali yaparlar. Bu balıklar yaz uykusundayken kendi kas dokularının bir kısmını gerekli enerji için harcar. Kendi dokusunu besin olarak absorbe etmesi sonucu 3 cm’lik bir boy kaybı olur Avustralya’nın Burnett ve Mary Irmağındaki “Akciğerli baramunda”, Afrika’nın “Senegal balçık balığı”, “Nil balçık balığı”, Güney Amerika’nın “Karamaru” balıkları hep yaz uykusuna yatan akciğerli balıklardır. (Bkz. Akciğerli Balıklar)

Peki, insanlar uzun yıllar sürecek böyle bir uykuya yatırılabilir mi?

Bedenlerinde ve genlerinde bu işaret ya da deliller mevcut mu?

Şu linkteki yazı hepsinden manidar ve iddiamı kuvvetlendiriyor:

http://www.denizce.com/kisuykusu.asp

Biz de Kış Uykusuna Girebilecek miyiz?

Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi’nde yapılan çalışmada, Mark Roth ve çalışma arkadaşları, hibernasyon davranışı olmayan bir memeliyi hibernasyona sokmayı başardılar. Ortamdaki oksijen miktarı solunuma yetmeyecek kadar az, ancak metabolik etkinliklerin devam edebileceği kadar yüksek olduğunda, hücreler normal etkinliklerine devam etmek istiyorlar ve kısa bir süre sonra yapısal ya da işlevsel hasara uğruyorlar. Roth ve ekibiyse, oksijeni bir anda çok düşük seviyeye çekerek, hücreler kendilerine zarar vermeden metabolik etkinliği sıfıra indirdiler. Yüksek dozlarda ölümcül etki gösterebilen hidrojen sülfit gazının etkisi altında, farelerin vücut sıcaklıkları 20 C kadar azaldı, solunum hızları dakikada 120’den 10’un altına düştü ve 6 saatlik başarılı bir metabolik durgunluk sonrasında oksijenle karşı karşıya bırakıldıklarında, hiçbir yan etki görülmeksizin normale döndüler.

Kuzey Carolina Üniversitesi araştırmacılarından Matthew Andrews de, hibernasyonun başrol oyuncuları gibi görünen iki geni tanımlamayı başardı. PL ve PDK-4 olarak adlandırılan bu genlerden ilki, karbonhidrat metabolizmasını durdurarak, vücutta depolanan glikozun beyin ve merkezi sinir sistemi tarafından kullanılmak üzere ayrılmasını sağlıyor. Diğer gen de, depolanan yağ asitlerini yıkarak kullanılabilir yağlara çevirebilen bir enzimin üretimini kontrol ediyor. Araştırmacılar, bu iki genin insan vücudunda da benzer şekilde davrandığını ortaya koydular. Örneğin, görevi glikozu saklamak olan PDK-4 geni, bizim vücudumuzda uzun süreli açlık halinde tetikleniyor. Şimdiyse, bu genetik süreci hangi mekanizmaların başlatıyor olabileceği konusundaki araştırmalar devam ediyor. Şüphelilerden biri, üretimi günlük güneş ışığı etkisi altında olan melatonin. Ayrıca, hibernasyon süresince vücuttaki yağ kaybından sorumlu genlerin tanımlanması durumunda, bu veriler kilo sorunu yaşayan hastaların tedavisinde de kullanılabilecek.

16-2

Tüm canlılar, ortam koşullarındaki güçlüklerle baş edebilmek için çeşitli uyumlar sergiliyorlar. Mevsimsel sıcaklık değişimleriyle birlikte, yaşamı tehdit edebilecek ölçüdeki sıcaklıklardan korunabilmek ve gerekli enerjiyi karşılayabilecek miktarda besin bulabilmek gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Çoğu canlı, bu güçlüklerin üstesinden gelebilmek için son derece mantıklı bir yola başvuruyor: metabolizmalarını düşürerek bir tür “uyku” haline giriyorlar ve enerji gereksinimlerini en aza indiriyorlar.

Metabolizmanın son derece yavaşlatıldığı, dolayısıyla vücut sıcaklığının düştüğü ve kalp atım hızının azaldığı durgunluk dönemlerine “torpor” adı veriliyor. Bazı hayvanlar, gün içinde de bu tarz periyodik durgunluk dönemlerine girebiliyorlar (günlük torpor). Mevsimlik uykular olarak bilinen kış uykusu (hibernasyon) ve yaz uykusu (estivasyon) ise, birbirini belirli bir düzen içerisinde takip eden torpor evrelerinden meydana geliyor. Her iki olayda da vücut sıcaklığı değişimleri benzer bir modeli izliyor. Vücut sıcaklığı yavaş yavaş düşüyor ve her torporda ulaşılan minimum vücut sıcaklığı daha da azalıyor. Belirli aralıklarla, yuvaya depolanan besinleri yemek ve boşaltım yapmak için kısa uyanışlar görülüyor. Bu uyanışları yapabilmek için de vücut sıcaklığı yükseltiliyor. Kış mevsiminin ortalarına geldikçe ara uyanışlar gittikçe seyreliyor, torporda kalış süresi artıyor ve ilkbahar yaklaşmaya başladığında da torpor süreleri kısalıyor ve hayvan daha uzun sürelerle uyanık kalıyor. Gerçek hibernasyon görülen canlıların tamamında bu model geçerli. Ayılarda görülen kış uykusuysa, birbirini takip eden torpor döngülerinden oluşmadığı ve vücut sıcaklığı da çok az düştüğü için, bu evrensel modele uymuyor ve gerçek bir hibernasyon olarak kabul edilmiyor.

Vücut sıcaklığı ortam sıcaklığına bağımlı olan (soğukkanlı) hayvanlarda da evrensel hibernasyon modeli görülmüyor. Ortam sıcaklığı çok yükseldiği ya da çok düştüğünde, bu canlılar korunaklı yerlere girerek, durgun (dormant) bir evreye çekiliyorlar. Kış boyunca birçoğu, onlarcası bir arada olmak üzere, belirli bölgelerde toplanarak kış uykusuna giriyorlar ve bu sayede ısı kaybının çok fazla olmasını engelliyorlar. Sucul hayvanlarsa, su içindeki korunaklı yerlere ya da dip çamurunun içine saklanarak kış koşullarını atlatabiliyorlar. Soğuk su oksijen bakımından daha zengin olduğu için, derileri ya da solungaçları yardımıyla rahatlıkla solunum yapabiliyorlar. Kurbağalardaysa tam anlamıyla bir “donma” gerçekleşiyor. Donma etkisiyle vücut boşluklarında ve deri altında oluşan sıvı kristalleri nedeniyle ölmelerini engelleyen şeyse, yaşamsal organlarında çok yüksek oranda glikoz bulunması. Bu sayede, metabolik olayları tamamen duran bir kurbağa, ortam sıcaklığı yükseldiğinde “çözülerek”, hiçbir şey olmamış gibi normal yaşamına geri dönebiliyor.

16-3
Hibernasyon için evrensel model. Hibernasyona giriş evresinde torpor süreleri daha kısa ve vücut sıcaklıklarında görülen düşüş daha azken, toplam sürecin ortalarına doğru vücut sıcaklıkları 2°C’ye kadar düşüş gösteriyor ve torporda kalış süresi de uzuyor. Hibernasyondan çıkış, başlangıçtakine benzer şekilde kısa süreli torporlar ve
her torporda artan vücut sıcaklıklarıyla karakterize.

Hibernasyon sürecini yaşayan hayvanların uyku modelleri birbirinden farklılık gösteriyor. İlk göze çarpan farklılık, torpor derinlikleri. Kural olarak, vücut sıcaklığı ne kadar düşürülüyorsa, torpor da o kadar derin oluyor. Çünkü ara uyanışa geçildiğinde, vücut sıcaklığının normal seviyeye çıkarılması gerekiyor ve çok düşük sıcaklıklardan normal vücut sıcaklığına erişmek de doğal olarak daha uzun sürüyor. Bu nedenle, sincaplar ve diğer küçük kemirgenler çok daha derin torporlara giriyorlar ve rahatsız etmeden elinize aldığınızda bile bundan etkilenmiyorlar. Ancak, kış uykusundaki bir ayı, bu süre boyunca vücut sıcaklığını çok az düşürdüğü için, inine girildiğinde kısa bir süre içinde uyanabiliyor.

Bazı hayvanlarsa, bütün kışı hibernasyonda geçirmek yerine, yalnızca çok soğuk dönemlerde metabolizmalarını yavaşlatarak, enerji gereksinimlerini vücutlarında depoladıkları yağlardan karşılamayı yeğliyorlar. Sıcaklıklar çok az da olsa yükseldiğindeyse, yeniden dışarı çıkıyorlar ve besin aramaya devam ediyorlar. Ancak, ne şekilde olursa olsun, kışı yavaşlatılmış bir metabolizmayla geçirecek olan hayvanların tamamında, besin azlığına karşı belirli hazırlıklar yapılıyor. Bir kısmı ara uyanış dönemlerinde tüketebilecekleri besinleri yuvalarına depolarken, bir kısmı da karbonhidratça zengin besinlere ağırlık vererek vücutlarında bolca yağ topluyor. Kış uykusuna yatan canlılar, normal beyaz yağ dokunun yanında, insanlarda yalnızca bebeklik döneminde görülen kahverengi yağ doku da oluşturuyorlar. Özellikle beyin ve kalp gibi yaşamsal organların çevresinde oluşturulan bu özel yağ doku, kış uykusundan çıkış zamanı geldiğinde, bu organların hızlı bir biçimde ısıtılmasını sağlıyor. Bazı hayvanlar, ara uyanışları sırasında sınırlı olarak güneşten gelen ısıyı da kullanabiliyorlar.

En iri cüsseli kış uykucuları olarak bilinen ayılar, 5 ay ya da daha uzun bir süre boyunca hiç uyanmadan, dolayısıyla da yemeden, içmeden, boşaltım yapmadan ve de hareket etmeden kış uykusunda kalabiliyorlar. Enerji kaynağı olarak yalnızca beyaz yağ dokuyu kullanmaları nedeniyle vücut proteinlerini yıkmıyorlar ve bu sayede de vücutlarında üre birikmiyor. Bu kadar uzun süre hareketsiz kalmalarına karşın kemik ve kas erimesi gibi sorunlar yaşamamaları, tıp alanında çalışan araştırmacılar için ilgi çekici.

Besin yelpazelerinde çeşitli meyveler, hemen her türlü kabuklu yemiş, çiçekler, kökler, yapraklar, hatta küçük kuşlar ve memeliler bile bulunan ayılar, yaz aylarının sonlarına doğru karbonhidrat bakımından zengin besinlere ağırlık vererek kilo almaya başlıyorlar. Sonbahar aylarının gelmesiyle birlikte de, yapraklar, ince dallar ve benzeri bitkisel maddeleri taşıdıkları yuvalarında, kış uykusunu geçirecekleri yeri hazırlamaya başlıyorlar. Bu hazırlıklar tamamlandığında ayı da inine giriyor ve metabolik etkinlikleri düşüyor. Kış uykusu boyunca, vücut sıcaklıklarını 30-31 C derece civarında tutabilen ayıların aksine, yer sincapları ve yedi uyurlar gibi küçük kemirgenlerde vücut sıcaklığı 3-4 C dereceye kadar düşebiliyor. Bu nedenle bu sevimli canlılar, ara uyanışlar yaparak vücut sıcaklıklarını yükseltmek, depoladıkları besinleri yemek ve boşaltım yapmak zorundalar. Ayılar, yüzey alanı/kütle oranlarının düşük oluşu sayesinde vücut sıcaklıklarını çok daha rahat koruyabiliyorlar. Vücutlarını yüksek sıcaklıklarda tutabilmeleri, tehlike anlarında kendilerini korumalarına yetecek hızda uyanabilmelerini de sağlıyor.

Kutup ayılarındaysa, yalnızca gebe olan dişiler kış uykusuna giriyorlar ve hatta kış uykusu sırasında dünyaya gelen yavrularını emziriyorlar. Ancak, kutup ayısının bir özelliği daha var: bütün bir kış boyunca aralıksız uyuyan akrabalarının aksine, yalnızca ortamda besin az olduğunda kış uykusuna girip, besin bollaştığında da kış uykusundan kontrollü olarak çıkabilmek.

16-4

Kalp krizi, felç ve benzer travma hallerinde hasarlı dokunun iyileşmesi, bu dokulara ulaşan oksijen miktarının yüksek olmasıyla doğru orantılı. Dolayısıyla, vücudun toplam oksijen gereksiniminin azaltılması, bu gibi durumlarda oksijenin doğrudan hasarlı dokuya ulaşmasını ve iyileşme sürecinin de hızlanmasını sağlıyor. Bu nedenle, farelerde görülen bu durum, söz konusu hastalıkların tedavisi için son derece umut verici. Hibernasyon teknolojisinin kullanım alanlarından birisi de organ nakli olacak. Nakil için bekletilen organlar, derin bir “uykuya” sokularak, güvenli bir şekilde korunabilecek.

Bir diğer düşünce de, uzun süreli uzay yolculuklarına gönderilecek insanların uzun süreli torpora sokularak, yaşlanma etkilerinden ve bu yolculukların fizyolojik stresinden uzak tutulabileceği. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), şimdilerde bu konuda hararetli çalışmalar yürütüyor. Geçtiğimiz yıl içerisinde yapılan bir çalışma sonucunda hibernasyona girdiği keşfedilen ilk primat olan Madagaskar tombul kuyruklu cüce lemuru (Cheirogaleus medius), bu çalışmalara büyük umut ve hız kazandırdı.

Kim bilir, filmlerde izlediğimiz bilim kurgu senaryolarının gerçek olması için, hayvanlar belki de bize sandığımızdan çok daha fazla sır verebilir..

Allah, Bin dörtyüzyıl evvel Bu ayet ve MUCİZELERi kitabında anlattığı gerçekleri görmek yerine Müslümanlar ne yaptı acaba?  Peki, daha ne bekliyoruz?

Reklamlar
yorum
  1. Murat Şenyurt dedi ki:

    allah deney yapmamış tır orada azametini ve ahirete inanmayanlara ilerde 300 yılın sonunda gelicek olan peygamberin ümmetine bir mucizedir allahlığa soyunmanın bir anlamı yokk ben ce daha başka mesaşlar arayalım ayet içinde saygılarımla

    • Murat Şenyurt biz Allah orda deneymi yaptı diyoruz ?? SİSTEMi anlamış olsan bu sözü kullanmazdın. MUCİZE ler gelecek yüz yada bin yıllarda gerçekleşecek olan bir TIP yada Teknik olayın o yüzyılda bir DENKi yada BENZERi yaşatılmasından ibarettir. O yüzyılda bilinç düzeyinde acze düşmüşler cevabını bulamamışlardır. Şayet bu yüzyılda bir peygamber gelmiş olsa ve biz ondan MUCİZE istese idik ve Allahta bir MUCİZE gösterse idi birkaç bin yıl sonranın teknolojisinin bir BENZERİ yada DENKi gösterilecekti ve bizde Allah Allah bu nasıl olur diye bilinç düzeyinde acze düşecektik. BAKIŞ AÇINIZI buna ayarlarsanız bütün kıssalar aslında çok AÇIKtır.

  2. Murat Kıraç dedi ki:

    Mükemmel bir yorum süper bir yaklaşım,yüreğinize sağlık teşekküller..Bu noktada Hakkıyılmazın da bir yaklaşımı var,bundan farklı ama sözün en güzelini duyunca aklı selim müslümanların iman etmeleri bir farzdır,,işittiklerinde oda Allahtan oda Allah tan der ve iman ederler,,yinede en doğrusunu Allha havale ederler ve bu tür hususlarda asala aşırıya gitmezler birbirlerini incitmezler,,çünkü dönüş ancak Allaha dır ,O ayrılığa düştüğümüz konularda son sözü söyleyecektir.Selam ve saygılarımla.

    • hakanhakan58 dedi ki:

      Çalışmalarımızın, araştırmalarınızın devam etmesini temenni ediyorum. Bu tür araştırmalar bizi eskilerin birtakım hurafe masallarından kurtaracaktır inşallah. Tertemiz dinimizi doğru anlayabilmek dileğiyle başarılar

  3. Onur Eryılmaz dedi ki:

    bir köpeğin hibernasyona yatırılamayacağını, bundan da hemen “zaten sünnetullaha uymaz” diyerek bu bütün sünnetullahı mutlak şekilde bildiğiniz iddası neye dayanıyor ? yüz yıl önce kime sorsanız, “Ay’a gidilebilir mi?” Hayır, sünnnetullaha uymaz, kimse yer çekimini aşamaz” derdi. Uçağın icadından önce de meşhur birsünnetullah iddiası: “Havadan daha ağır bir cismin uçması imkansızdır!” O zamanın insanı için de sünnetullah buydu, ne diyeceğiz şimdi? Uçak da uçuyor Ay’a da gidiliyor…. Bu bütün sünnetullahı bildiğiniz iddasıından bence vaz geçip daha orta yollu iddialar kurmanızı öneririm.

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s