16. BÖLÜM MAİDE SURESİ 38 EL KESME YANLIŞLIĞI

Yayınlandı: 03 Aralık 2013 / KUR’AN KISSALARININ SİSTEMATİĞİ

Daha önce bahsettiğim, tefsir ve mealcileri uyardığım MECAZ olan kelimelerin özellikle KIRMIZI yazı ile yazılması ve insanların bu konuda iki taraflı düşünmesini istediğim ayetlerden belki de bu konuda çok hata yapıldığı ve MECAZ ın şahsileştirilerek anlamının kaydırıldığı en önemli ayetlerden biridir Maide Suresi 38. ayet.

Önce ayeti buraya aktaralım ve şu anda olan mealinden bir örnek vererek üzerinden konuşalım:

Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).

1.  ve es sâriku : ve hırsız (erkek)

2.  ve es sârikatu : ve hırsız (kadın)

3.  fe iktaû  : o halde,…olmak üzere kesin

4.  eydiye humâ : ikisinin ellerini

5.  cezâen : ceza, karşılık, bedel olarak

6.  bimâ kesebâ : kazandıklarından, yaptıklarından dolayı

7.  nekâlen: ibret verici

8.  min Allâhi  : Allâh’tan (c.c.)

9.  ve allâhu  : ve Allâh (c.c.)

10.  azîzun : azîz, üstün, yüce

11.  hakîmun: hüküm ve hikmet sahibi

Elmalılı (sadeleştirilmiş):  Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın, suçları sabitleşince, yaptıklarının karşılığı ve Allah tarafından kelepçek (caydırıcı bir ceza olmak üzere) ellerini kesin. Allah, güçlüdür, hikmet sahibidir.

Bu ayette de EL kelimesini ve kesme eylemini duyan meal ve tefsirciler maalesef Yine acaba burada MECAZ bir anlam var mı diye sormadan YED=EL kelimesini bedensel EL olarak algılamış ve bunun üzerine hüküm vermişlerdir. Oysa birçok ayette EL kelimesi geçmekte ve yedullah = Allah’ın EL’inden bahsedilmektedir? Peki, Allah’ın EL’i var mıdır? Allah Her şeyden münezzeh yani hiç bir yarattığına benzemiyorsa Allah’ın eli olması mümkün değildir dolayısıyla yedullah geçen bu ayetlerdeki EL kelimesi MECAZ dır. Yani Yedullah= Allah’ın gücü ve kudreti manasınadır.

Allah elleri ile değil GÜÇ ve KUDRET i ile o fiilleri gerçekleştirmiştir. EL = Mecaz olarak GÜÇ ve KUDRET anlamındadır

  EL =  Sadece   Allah  içinmi  (güç-kudret)  Manasında kullanılmıştır  yoksa  İnsanlar içinde  kullanılmışmıdır Kuranda ?   Bir   Kaç  ayetle  sorgulayalım :

      Fetih 10 = Şüphesiz, sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a karşı verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.

          ^^Allahın  ELi onların ELi  üzerindedir ^^

Yani  Allahın gücü-kudreti  o  insanların yani  hepsinin  gücü-kudretinin  üstündedir.

 Görüldüğü  üzere  EL=  hem  Allah  için  Hem  KUL  içinde  (güç -kudret)  manasındadır.

      Ayrıca  Kuranda (  çevirilerde  cariye )  olarak  çevrilenler  hep  (  ELinizin  altında  bulunanlar) olarak  zikredilir  buradaki  ELde =  Ekonomik  güç-kudrettir.  Savaş   zamanı  esir  olan  kadınların  bakımını  üstlenmek  bir  maliyet   gerektirdiği  için  Ekonomik  olarak  GÜÇ  sahibi  olanlar   daha fazla  Savaş  esiri  kadınların bakımını  üstlenirler.   Yani  Kuranda bir  çok  yerde  (  el=güç  kudret) olarak  geçen EL   bazı  zihniyetler  tarafından  nasıl  olurda ( fiziksel  EL )  anlaşılır  mümkün  değildir.

. Peki, bu ayetlerde  ( Maide  38 ) YED = EL =Mecaz mı? Yoksa gerçekten bedensel olarak bildiğimiz El mi?

EL kelimesinin MECAZ olduğu ile ilgili  günümüzden bir kaç örnek  verelim:

1= “Vanda deprem olunca Devlet hemen şefkatli EL ini oraya uzattı” Bu örnekte de EL = GÜÇ tür. Devlet hemen maddi ve manevi GÜÇ ünü oraya uzatmıştır yoksa Devletin fiziksel EL i olması mümkün değildir.

2= Arkadaşlar işsizlik konusuna da bir EL atalımda hükümeti uyaralım der bir gazeteci arkadaşlarına. Buradaki EL de bir eylem bir güçtür.

Bir de bu ayetteki EL kelimesini mecaz olarak meallendirelim sonra üzerinde konuşalım:

Hırsız kadın ve erkeğe, yaptıkları suça karşılık ibret verici bir ceza verin sonrada onların ELi (bu işi yapacak GÜCÜ) kesin. Allah güçlüdür. Hikmet sahibidir. Hırsız kadın ya da erkek hırsızlık yaptı onlara ibret alacağı kadar ceza verilir suç oranına göre yani bir bilezik çalanla dolandırıcılık yapan ve onlarca kişiyi dolandıran aynı cezayı almaz mantıksal olarak. Mesela bilezik çaldı ve cezasını hâkim 3 ay kesti fakat onlarca kişiyi dolandıran ve birçok kişileri mağdur bırakan insana verilecek ibret olunacak cezada 5 yıl diyelim. Cezayı kestik şimdide EL (gücü) yani hırsızlık yapmaya iten bu GÜCÜ nasıl keseceğiz bunu düşünelim:

Bir insanı hırsızlığa iten GÜÇ lerden bir kaçı = İşsiz ya da parasız kalmasıdır, borçlu olmasıdır, çoluğuna çocuğuna ekmek götürememesidir tembel olup çalışmayı sevmemesidir ya da bir hastalık neticesinde yani ihtiyacı olmadan yapılan eylemler vardır. İşte hırsıza ibret alacağı kadar ceza vereceksiniz ama bakacaksınız Bu adam bu işi neden yaptı, İşsizse devlet ya da kurumlar iş verecek, açsa yardım edeceksiniz, çoluğu çocuğu muhtaçsa yardım edeceksiniz, tembel ya da hasta ise tedavi edecek ve günümüzde olacak bir çalışma psikolojik tedavisini yaptıracaksınız. İşte bunu yaparsanız Hırsızın bu Hırsızlık yapmaktaki EL (Güç) i kesmiş olursunuz.

Aslında ileriki toplumlarda şayet bir hırsız yakalanırsa hem hırsız hem de DEVLET de suçlu sayılacak ve ikisi de yargılanacaktır. Neden yaptı hırsızlığı? İşsiz kaldı, kirasını ödeyemedi çoluk çocuk aç. Peki devlet neredeydi? Neden EL (GÜÇ) ini uzatmadı? Neden yardım etmedi. Bu adam çalışırken hemen ensesine yapışıp son kuruşuna kadar vergisini alıyordunuz ya neden o adam muhtaç kalınca aynı hassasiyeti göstermedin. İhtiyacı yokta çalıyorsa psikolojik destek verilmeli ya da ihtiyacı yokta sırf HIRS uğruna bu hırsızlığı yapıyorsa ibret verici ve caydırıcı yüksek cezalar verilmeli ve yapılan her suçta suçu sabit görülürse ve aynı suçu yaparsa CEZA her seferinde ikiye katlanmalı ve bu yüzüne karşı okunmalıdır.

Şöyle bir düşünsenize Devletin hemen sahip çıktığı ve işsizse iş sağlanan insanlar ve aç ve açıkta ise yardım edilen insanlar neden hırsızlık yapsın. Böyle bir toplum hayal edin ve bu nüfus 100 milyon olsa bile şayet adaletle yönetiliyorsa ve insanlara hemen anında yardım ediliyorsa bu nüfusta hırsız sayısı çok çok az beklide sıfıra inecektir.

Kur’an’ın indiği dönemler, peygamberimiz bu ayetleri açıklamış olmalı. Fakat aradan bir kaç asır geçip de rivayetler ve söylentilerle Kur’an ayetlerini açıklamaya çalışan zihniyet bu ayetlere de EL attı ve bunu Peygamber böyle söyledi diyerek meallere bu manada geçmesini sağladılar ve sonraki yüzyıllarda da ülkelerin şeriatlarına böyle yansıtıldığı için tefsirciler ve mealciler MECAZ anlamı değil de FİZİKİ anlamı ile yer verdiler ve maalesef kimse dur diyecek bir açıklama yapmadı.

Peki, şimdide Fiziksel EL olma olasılığı gerçekten olabilir mi diye sorgulayıp cevaplarını mantıksal olarak alalım:

1= Bundan sonraki ayette Allah tövbeleri kabul ederim diyor. Peki, adam hırsızlık yaptı fakat sonra pişman oldu tövbe etti ama EL gitti yani Allah geri dönüşü olmayan CEZA verir mi?

2= EL i gitti ise ömür boyu işsiz ve muhtaç kalmayacak mı?   Belki de yeniden çalacak, hayat devam ediyor. Böyle bir olumsuz çözüm önerebilir mi Allah. Bu yönü hiç düşünüldü mü?

3= 14 Asır evvel TIP yok adamın elini kestiniz de sonra o kanı nasıl durdurttunuz? kaç kişi steril olmayan ortamlarda eli kesildi ve sonrada mikrop kaparak öldü? Bunların vebalini kim verecek? İnsanların elini kesen zihniyet onları ömür boyu muhtaç bırakan o KARA ZİHNİYET bunun hesabını nasıl verecek?

4= Rahman (esirgeyen) Rahim (bağışlayan) Allah tövbe ile bağışlayacağı bir suça karşılık geri dönüşü olmayan ceza verir mi? Böyle bir anlayışı kabul etmek aslında Allah’a iftira atmak değimlidir?

5= Ali İmran suresi 7. ayette uyarmamış mı? Benim kitabımın bir kısım ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır (hüküm) içerir. Diğer kısmı ise Müteşabihlerdir ( mecaz ve teşbihleri barındırır)

6= Bir ayette bir kelimenin MECAZ ve DÜZ anlamı varsa bugüne kadar o kara zihniyet düşünmemiş diyelim hala bu yüzyılda bunların düşünülmemesi ve hala o kara zihniyetin peşinden gitmek ne kadar doğrudur sorgulanması gerekmez mi? BEDENSEL EL i örnek alırsak vahşet, yanlışlık ve sefalete düşürme değil midir insanları? MECAZ anlamını aldığımızda işte çağdaş düşünce ve doğru olan değil midir? Hem ali İmran 7. ayeti yerine getireceğiz hem de asıl DOĞRU olanı yerine getirmiş olacağız.

ALLAH’IN SÜNNETİNDE (Sünnetullah) ASLA BİR DEĞİŞİKLİK BULAMAZSINIZ.

YUSUF Suresindeki Kadınların EL ‘inin Kesilmesi

Maide 38 deki (EL’e) verilen MECAZ anlam aynen bu ayetlerde yani Yusuf suresinin 30 ve 31. Ayetlerinde anlatılan (EL kesme)ile aynıdır Yalnız Yusuf suresinde de vezirin karısı Hz. Yusuf hakkında dedikodu yapan kadınları evine çağırmış ve bir sofra hazırlamış ve önlerine bıçak konmuş deyip de ardından Yusuf o kadınların önüne çıkarılmış ve o dedikodu yapan şehir kadınları EL lerini kesti deyince bu ayetlerdeki (EL) (fiziksel EL) anlaşılmış ve MECAZ ile bağlantısı kurulamamıştır. Oysa bu ayette de (EL= Güç – kudret – takat) manasında anlamlandırılması gerekir. Yoksa o kadınların hepsinin de Yusuf’u görünce masadaki bıçakların ellerinde olması ve meyve bıçağı ile El nasıl kesilirse hepsinin birden kesmesi akla uygun gelmemektedir? Şimdi bazı insanlar (meyve bıçağı) olduğunu nereden çıkarıyorsun diyebilir. Vezirin karısı misafirlerini çağırmış şayet yemek masası olsaydı neden sadece bıçaklardan bahsediliyor Sadece bıçaktan bahsedilmesi gelen misafirlere meyve çıkarıp önlerine de meyve bıçağı konması gerekir ki; bu gelenek yüzlerce yıldır devam etmektedir.

Şayet gözünüzün önüne bu tabloyu getirirseniz bütün kadınların elinde bıçağın aynı anda olması ve Yusuf içeri gelince aynı anda meyve bıçağı ile EL lerini kesmesi pek anlamlı gözükmemektedir. Aslında o ayetteki mana şöyle olmalıdır: Ve o kadınlar Yusuf’u karşılarında görünce onun güzelliğinden ve yakışıklığından (Ellerindeki Güç ve Takatları kesildi) ve Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil… Bu ancak üstün bir melektir! dediler. Bütün kadınların bir anda EL (güç ve Kudret yani takatlarının) kesilmesi anca EL kelimesinin MECAZ EL olarak anlaşılması ile anlam kazanmaktadır. Sürekli Ali İmran 7. Ayeti hatırlatıp Kur’an’da birçok ayetin (müteşabih) olduğunu yazıyor ve mecaz ve teşbihlerden oluştuğunu hatırlatıyorum. maide 38 de ve Yusuf suresinde ki (EL) fiziksel El değil MECAZ anlamlandırılması gereken bir kelimedir. Nasıl Allah’ın EL i derken EL kelimesine MECAZ anlam verip de (güç ve kudret) anlamı ile Mecaz olarak düşünüyorsak bu ayetlerde de mecaz anlamı olduğunu düşünmenizi tavsiye ediyorum…

Yusuf suresi: 30

Ve kâle nisvetun fîl medînetimre’etul azîzi turâvidu fetâhâ an nefsih(nefsihî), kad şegafehâ hubbâ(hubben), innâ le nerâhâ fî dalâlin mubîn(mubînin).

ve kâle: ve dedi

nisvetun: kadınlar

fî el medîneti: şehirde

emre’etu el azîzi: azîzin (vezirin) hanımı

turâvidu: elde etmek istiyor

fetâhâ: onun emrinde olan (kölesi) genç delikanlı

an nefsi-hî: onun nefsinden

kad: olmuş

şegafe-hâ: onun kalbine işlemiş

hubben: sevgi, aşk

innâ: muhakkak biz

le nerâ-hâ: onu görüyoruz

fî dalâlin: bir sapıklık içinde

mubînin: apaçık

MEALİ =Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.

Yusuf suresi 31. ayet =

Fe lemmâ semiat bi mekrihinne erselet ileyhinne ve a’tedet lehunne mutteke’en ve âtet kulle vâhidetin minhunne sikkînen ve kâletihruc aleyhinn(aleyhinne), fe lemmâ re’eynehû ekbernehu ve katta’ne eydiyehunne ve kulne hâşe lillâhi mâ hâzâ beşerâ(beşeren),in hâzâ illâ melekun kerîm(kerîmun).

fe lemmâ: böylece, olduğu zaman

semiat: işitti (kadın)

bi mekrihinne: çekiştirdiklerini, dedikodu yaptıklarını

erselet: gönderdi

ileyhinne: onlara (kadınlara)

ve a’tedet: ve hazırladı

lehunne: onlar (kadınlar) için

mutteke’en: karşılıklı dayanıp oturacak yer

ve âtet: ve verdi

kulle: hepsi

vâhidetin: birine

min hunne: onlardan (kadınlardan)

sikkînen: bir bıçak

ve kâlet ihruc: ve “çık” dedi

aleyhinne: onlara (kadınlara)

fe lemmâ: o zaman, ….. olunca

re’eyne-hu: onu gördüler (kadınlar)

ekberne-hu: onu büyüttüler (çok beğendiler, hayran kaldılar)

ve katta’ne: ve kesildi

eydiye-hunne:Ellerini (

ve kulne: ve dediler

hâşe: hayır

lillâhi (li allâhi): Allah için

mâ: değildir

hâzâ: bu

beşeren: bir beşer

in hâzâ: bu olsa, olursa

illâ: ancak, sadece

melekun: bir melek

kerîmun: üstün, kerim

MEALİ =

Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara davetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Onlardan her birine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf’a): çık dedi. Kadınlar onu görünce, onun güzelliğinden ellerindeki (Güç ve takat) kesildi ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil… Bu ancak üstün bir melektir! Kısaca bu ayetlerde BIÇAK kelimesi görüp fiziksel El olarak değil, Yusuf’un MELEK e benzetilecek kadar Güzel ve yakışıklı olmasından dolayı MECAZ EL anlamamız gerekmektedir.

ALLAH’IN SÜNNETİNDE (Sünnetullah) ASLA DEĞİŞİKLİK BULAMAZSINIZ.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s