1. BÖLÜM DETAY VE MÜTEŞABİHAT VE MECAZLAR

Yayınlandı: 03 Aralık 2013 / KUR’AN KISSALARININ SİSTEMATİĞİ

Kur’an-ı Kerim Allah’ın eseridir ve bu eserini yaklaşık 14 yüzyıl evvel insanlığa sunduğundan bu yana bu eser hakkında milyonlarca yorum, meal, tefsir hazırlanmıştır.

Benim bu kitabımda üzerinde duracağım konu: Özellikle bilime dayalı “müteşabih ayetler” olacaktır. Tabii ki bilmeyenler için öncelikle müteşabih nedir? Kur’an-ı Kerim neden sadece muhkem ayetlerden oluşmamıştır? Yaratıcının amacı nedir gibi soruların cevabını kısa olarak özetlemek gerekiyor ki, okuyucu ileriki sayfalarda müteşabihin farklı dünyasının farkına varıp gelişen olayları kendi penceresinden bakarak yorumlayabilsin.

Müteşabih ayetler: “Birden çok, birbirine benzer, birbirinden güzel ve her biri açık açık anlaşılan ayetler” demektir. Bu ayetler mecaz, kinaye, teşbih ve diğer edebi sanatların kullanıldığı ve en alt tabakanın bile anlayabilmesi için yapılan benzetmeler ve örneklemelerin yer aldığı ayetlerdir. Bunlar da açık seçiktir, kesinlikle müşkül ve anlaşılmaz, kapalı değildir. Eğer ki “Müteşabih” “kapalı, müşkül ve anlaşılmaz” demek olursa Zümer suresinin 23. ayetinin anlamı çok tuhaf bir anlam olur. Yani Kur’an “hem sözün en güzeli” olacak hem de “müteşabih (kapalı, anlaşılmaz)” olacak!

Kur’an Allah’ın eseridir ve eser sahibi Allah, kendi eserinin okunurken belirleyeceği yolu gösteren ve Kur’an’ı okuyanlara neredeyse kılavuz olabilecek olan ayeti Ali İmran Suresi 7. ayette belirtmiştir:

“ Allah sana bu Kur’an’ı indirdi. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır / açık seçik herkes tarafından kolaylıkla anlaşılır (muhkem) – ki, bunlar kitabın anasıdır -. Diğer bazıları da çok anlamlıdır (müteşabih). Çok anlamlıları bilgi sahibi olmayanlar kavrayamaz. Kalpleri ve düşünceleri kötü niyetli olanlar, insanları şaşırtmak ve kafaları karıştırmak için, çok anlamlı olan kelimeleri bile bile yanlış anlamlandırırlar. Hâlbuki onların uygun anlamlarını bir Allah, bir de “Ey Rabbimiz! Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır” diyen, gönülden Allah’a bağlanmış, derin bilgi ve bilince erişmiş bilim adamları bilir. Bu inceliği akıl, bilim ve düşünce sahiplerinden başkası kavrayamaz.”

Bu açıklamalardan sonra bir kaç soru sormak istiyorum:

1. Onlarca meal ve tefsir okuduğum halde hiç bir müfessir, bu ayetler muhkem, şu ayetlerde müteşabihtir ayırımına gitmemişlerdir. Kur’an’ı okuyan normal vatandaş bu ayırımı nasıl yapacaktır? Nasıl yapmalıdır?

2. Allah normal düz anlatımı ile değil de neden bazı ayetleri müteşabih olarak göndermiştir?

3. İleriki yüzyıllarda da cesaretli ve bilimsel araştırmalarla kıyas yapabilen ve şu şu ayetler müteşabih ayetlerdir diyebilecek müfessirler ya da KUR’AN yorumcuları çıkacak mıdır?

4. Müteşabih ayetlerde semboller kullanılmış mıdır?

5. İlk anda cahil bir topluma indirilen Kur’an, hem o yüzyıl insanının anlayabileceği bir dil ile gönderilirken, her çağın anlayacağı bir lisan olarak mı müteşabihatı seçmiştir?

6. Kıyamete kadar korunacak Kur’an, fen ilimleri ve icatların gelişmesi ile ilgili keşfedilecek büyük buluşlara müteşabih ayetlerinde yer ayırmış mıdır?

Bu sorular daha da fazlalaştırılarak liste uzatılabilir.

Bu kitapta belki de bir ilki yaşayacağız ve Kur’an-ı kerimdeki müteşabih ayetleri bilimin ışığında ve mantık süzgecimizden geçirerek ayırmaya ve belirtmeye çalışacağız. Bunun yanında gerçek anlamını anlayamadığımız ama müteşabih olduğundan emin olduğumuz ayetleri de yazacağız ki, umulur da belki bir okuyucumuz O ayetlerin aslında ne anlatmaya çalıştığını anlar ya da araştırır.

MÜTEŞABİH AYETLERİ NASIL ANLIYACAĞIZ?

Kur’an-ı Kerimde NEBİ_ELÇİ  ve özel isimlerle geçen onlarca “Kıssa” vardır. Genelde bir ya da bir kaç defa Kur’an’ı okuyanlar olsun ya da ateist olup da Kur’an’da (aklınca açık arayan) insanların aklına gelen şey; Allah’ın eskiden yaşanmış olayları, hikâyeleri anlattığına dair düşüncelerdir. Önce Kıssa” ne demektir kısaca değinelim! Kıssa: geçmişte yaşanmış bir olayı “dengi” ile anlatmak demektir Kıssa, denk olan şey anlamındadır; kısas ve takas gibi özellikle NEBİ_ELÇİ  kıssalarını sanki hikâye, masal ve mucizeleri anlatan bir bölüm gibi anlar, bugünkü ya da gelecekteki olacak olayları; “neyin dengi” olduğunu anlamamız için bu kıssaları çok iyi anlamak, özümlemek, mantıklı ve akıllı karşılıklarını bulmaya çalışmalıyız. O kıssalarda anlatılan olayları mucize, hikâye, masal formundan çıkarıp da tarihin akışı içinde doğal yaşam ortamına çekip DENKleştiremediğimiz müddetçe Kur’an’ın evrensel mesajı, gömülüp kaldığı Arap topraklarından çıkıp bütün insanlığa açılamayacaktır.

Gerçi, geçmiş yüzyıllarda ve günümüzde samimi olan Kur’an okuyucuları ve araştırmacıları da sanki Kur’an’ın tamamı muhkem ayetlermiş gibi bu ayetleri açıklamaktadır. Genelde bu açıklamaları da ya rivayetlere ya da herhangi bir ulema adı vererek yapmaktadırlar. Özellikle rivayetlere dayandırılarak yapılan açıklamalar bazen işin içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep olmaktadır.

Bilimsel bir açıklama olmadığı müddetçe bir rivayeti ya da ulema adı vererek zorlamalarla yapılan açıklamalar, zamanı gelip de o ayetlerin gerçek anlamları ortaya çıkınca yanlışlığı ve ne kadar hatalı yazıldığı ortaya çıkacaktır.

Ben; kitabımda kesinlikle hadislere ya da bir ulemaya atfen bir DELİL getirmeyeceğimin garantisini şimdiden veriyorum. Tamamen Kur’an’a bağlı kalacağım ve sadece bilimsel çalışmalara ve düşüncelere yer vereceğim. Bunun yanında internetten de faydalanarak ve link adresleri belirterek görsel ya da makalelerden alıntı yapacak ve okuyucuların o konuda yüzlerce örneği olan linkleri açmalarını sağlayacağız. Öncelikle yanlış anlaşılmak istemiyorum. Oradan buradan elde edilen bilgileri buraya taşıyarak bir kitap yazmayı değil kendi düşünce ve yorumlarımı destekleyen sitelerden yararlanmayı düşündüğüm için bunu açıklama gereği duydum. Zaten okuyucu sayfalar ilerledikçe ne kadar Özgün yazıldığını ve derlendiğinin farkına varacaktır. Şimdi ana konuya dönelim:

Kur’an-ı Kerim baştan sona kadar NEBİ_ELÇİ  ve özel isimlerin adı geçtiği onlarca kıssaya yer vermiştir. Hz. Musa kıssaları, Hz. Muhammed, Hz. İsa Süleyman, Lut, Yunus ve daha birçok. Bunları sırası geldikçe ele alacağız ve Allah’ın farklı dili olan (Müteşabihatı) anlatmaya, açıklamaya çalışacağız.

Ayrıca melek, cin, şeytan la ilgili olan kıssalara da değinip, özellikle çok çene çalınan CİN konusunda açıklamalar yapıp halk arasında ne kadar yanlış rivayetlerin dolaştığını bu konuların ne kadar istismar edildiğini anlatacağız. Allah, Kur’an’da kendisinden zaman zaman her şeyi işiten, gören ve her şeyi bilen Âlim olarak bahseder. Daha ilk yaratılışta radyo dalgalarını da, yer çekimini ve binlerce fizik ve başka kanunları da bir plana göre yaratan ve yönetendir. “O her an bir iş ve oluştadır aslında. Atomun içindeki çekirdeği de bilen, ağacı, böceği, kurdu kuşu kendi iradesi ile programlayan ve hayat perdesindeki milyonlarca dekoru yaratandır. Bakın Lokman suresi 27. ayette ne diyor:

“Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah’ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.”

Böylesi bir şeyi hayal gücüm bile kavramakta zorlanıyor. Kitap halinde yazıldığını düşünebilsek bir kaç gezegeni tıka basa sığacak kitaplık olması gerekirdi diye düşündüm. İçinde bulunduğumuz dünyayı sanırım onun için bu kadar DETAYlı yaratmış olmalı. Atomdan maddeye molekülden insana çiçekten böceğe milyonlarca çeşitlilik var ve her birisi için ciltlerle kitap yazılır. Sadece insan bedeni, fonksiyonları, beynin yapısı, hastalıklar ile ilgili milyonlarca kitap yazılacaktır. Böylesine Âlim olan Allah’ın Kitabının da bir ders kitabı gibi ya da hikâye ve masal barındıran bir kitap gibi algılanması düşünülmez ve düşünülmemelidir. Ya da tam tersi insanları yasaklara ve sadece ibadete boğan bir Tanrı anlayışı öne sürülmemelidir.

Benim gözlemlerimden, araştırmalarımdan ve bilimsel ve teknolojik gelişmelerden çıkardığım sonuç: Kur’an-ı Kerim’de özellikle KISSAlar olarak anlatılan ayetlerin hepsinin müteşabih olduğu ve bu ayetlerde Allah’ın DETAY’ lara fazlasıyla yer verdiği olmuştur. Özelliklede Yusuf suresi- 111. ayetlerde bunun böyle olduğu ile ilgili mesajlar vardır. Allah hangi ayette Bu ayetlerde sizin için ibretler var diyorsa, bilin ki ileriki yüzyıl insanlarına mesaj vererek o ayetlerin araştırılmasını istiyor.  Yusuf suresi 111. ayet:

“Gerçekten NEBİ_ELÇİlerin kıssalarında akıllılar için bir ibret vardır! Bu Kur’an uydurulur bir söz değil, ancak kendi önündekinin tasdiki, her şeyin açıklayıcısı ve iman edecek topluluk için bir hidayet, bir rahmettir!”

Allah; bazen de gerektiği yerde teşbih=benzetmelerle aklın sınırlarını zorlayacak harika çıkarımlar ortaya sunmuştur. Benim, özellikle KUR’AN okuyucularına ve araştıranlara önerim şudur: Allah hangi ayetlerde DETAY a başvuruyorsa inanın o ayetler ileriki ya da bu yüzyıla mesaj niteliğinde olan müteşabih ayetlerdir.

Birkaç örnek vererek DETAY konusunu açmak ve sizleri aydınlatmak istiyorum:

1. Örnek: BAKARA SURESİNE ADINI VEREN 67-73 AYETLERİNİ ELE ALALIM Geleneksel öğretilerin rivayetlere dayanarak yaptığı meal ve tefsirlerine göre Hz. Musa zamanında zengin bir adam mirası için öldürülür ve cesedi hasımlarının tarafına atılır, bütün ahali ayaklanır katili bulamayınca Hz. Musa Allah’la konuşuyor ve vahiy alıyor diye ondan yardım isterler Hz. Musa önce inek ister sonra ineğin vasıfları 3-4 tariften sonra bulunur inek kesilir adama bir parçası ile vurulur ve adam dirilir ve katilini söyler ve mutlu son 🙂

Görüldüğü üzere DETAY DETAY DETAY…….

Neden DETAY a girildiğinin cevabını ileriki sayfalarda mantıklı cevapları bulunarak konulduğu zaman insan beynine uzanan bu kıssanın geçmiş dönem insanları tarafından belki de iyi niyetle de olsa ne hale geldiğini görecek ve anlayacaksınız. Sizde bu ayetleri okurken bu kadar DETAY a ne gerek vardı diyebilirsiniz. Sarı inek olsa ne olur olmasa ne olur ya da diğer DETAYlar. Hz. Musa’ya vahiy geldiğine göre adamın katili hasan oğlu Hüseyin diye vahiy edilirdi katil bulunurdu. Ya da Musa asanı uzat der adam dirilecekse dirilirdi.  Ama iş o kadar farklı ki her şey her DETAY yerli yerinde olduğuna hayretler içinde karar vereceksiniz.

Hemen endişeye kapılıp da biz Allah’ı sorgulayamayız, vardır bir bildiği ki bu kadar DETAY vermiştir diyebilirsiniz. Benimde yaptığım bu zaten Allah’ın bir bildiği gerçekten vardır ki bu kadar DETAY vermiştir. DETAYların ne kadar ustaca verildiğini umarım ileriki sayfalarda hep birlikte anlayacağız.

2. Örnek: HZ. SÜLEYMAN VE SEBE MELİKESİ KISSASI Hz. Süleyman’a kuşdili öğretilmiştir. Hüdhüdü bulamaz sonra hüdhüd gelir onu Sebe Melikesine gönderir. Hüdhüd ise onların güneşe taptığını gördüğünü söyler. Sonra Melikeye hediyeler gönderir. Sonra Hz. Süleyman melikenin tahtını kim önce getirir der. İfrit önce ben getiririm der sonra daha hızlı getireceğini söyleyen ilim sahibi biri vardır. Sonra taht gelir. Sonra Melike gelir köşke girerken eteğini sıvazlar onu su zanneder. Yine DETAY DETAY DETAY…… Ayrıca gelenekselcilere ve rivayetçilere göre konuşan karıncalar var, ifrit var cinler var peygamberle sohbet eden ve bir çay içmediği kalmış kuş var (Hüdhüd) oh oh. Oldukça renkli bir camia. Ya dostlar Allah aşkına Kur’an’ın korunacağını bildiren Allah onu güzelce korumuş tek harfine dokunulmamışta. Bu rivayetçilerin anlatımlarını dinleseniz ve Hz. Süleyman bulunduğu Yüzyıldan kalkıp bu yüzyıla gelip bu rivayetleri okusa sanırım kasıkları patlayana kadar gülerdi.

Rivayetçilerin uydurmalarını, tefsircilerin sanırım rivayetlerden etkilenerek ve iyi niyetlerle yaptıkları çeviri maalesef diğer mealciler tarafından da bugünkü meal ve tefsirlere aynen geçmiş. İleriki sayfalarda umarım okudukça aydınlanmaya hep beraber çalışacağız. Kur’an’ın gerçek mesajını ulaştırmayı Allah nasip etsin. Hayatın özü ve amacının DETAYlarda gizli olduğunu bir kez daha anlayabileceğiz.

3. örnek: HZ. MUSA’NIN ASASI İLE DENİZİ YARMASI KISSASI Hz. Musa’ya gece yola çıkın der. İnananlarla birlikte deniz kenarına gelir arkasından da firavun ve askerleri vardır. Asasını uzatır deniz ikiye ayrılır, onlar geçer arkadan gelen firavun ve askerleri de geçerken sular kapanır firavun ve askerleri ölür. Oradan sonrada Tura çıkmak için Musa gider DETAYlar. Gece yola çıkın, asa, deniz dendiği halde gelenekçilerin ısrarla Kızıldeniz’i anması!

4. Örnek:  ASHABI- KEYF VE RAKİM KISSASI Padişahtan kaçan bir takım gençler geniş bir mağaraya sığınır, Allah da onları uyutur. 300 yıl bu mağarada kalırlar ve 9 yıl eklenir. Güneşin doğduğu zaman mağaranın sağına, batarken de soluna meylettikleri anlatılır mağaranın güneş görmeyen bir yerinde oldukları belirtilir. Onlar uyurken onları sağa sola çevirdiğinden bahseder. (neden çevirmek ihtiyacı duydu). Hatta köpeklerinden bahseder ve köpeğin mağaranın girişinde nasıl yattığını tarif eder. Fakat onlarla beraber köpekte uyudu mu yoksa uyandırılınca da köpekte kalktı mı bahsetmez. Allah bahsetmez ama rivayetçiler bu alana da el atmıştır ve köpekle bile ilgili birçok senaryo çizilmiştir. Yine DETAYlar bu kadar DETAYa ne gerek vardı? Mağaradaki gençleri 300 yıl uyuttum sonra yeniden uyandırdım ki yeniden dirilişe inanıp ahirete inansınlar diyebilirdi. O gençleri neden sağa sola çevirdiğinin açıklaması yapmaz. Neden 309 yıl uyuttum demez de 300 yıl kaldılar 9 yılda eklendi denir? Biliyorum şimdi güneş takvimine göre 300 yıl aslında ay takvimine göre 309 yıldır diyeceksiniz. Bunların cevabını ileriki sayfalarda okuyacaksınız ama kısa bir kopya vereyim günümüzden en az 2-3 bin beklide 5000 yıl sonra kullanılacak bir teknolojiyi anlatıyor.

5. Örnek: MELEK, CİN, ŞEYTAN KISSALARI Allah meleklere secde edin der. Melekler secde eder fakat şeytan secde etmez. Secde edilecek tek varlık Allah’tır, neden bir insana secde ettirilir ki? Bir kaç ayette insanların görmediklerini gördüğünü ve Allah’tan korktuğunu beyan eden Şeytan, başka ayetlerde sanki Allah’tan korkmayan ona rakip olmuş ve neredeyse askerlik arkadaşı gibi konuşan bir tavırla karşımıza çıkar. Tövbe eden ve tövbesi kabul olan Hz. Âdem’e ve bütün insanlığa yaklaşık 80-90 yıl ömür biçen Allah her ne hikmetse Allah’a isyan eden şeytana (tek bir kelimede) kıyamete kadar ömür verir. Şeytanı ateşten yarattım diyen Allah, şeytanı kıyamette ateşe atacağını söyler. Ateşten yaratılan bir şeyin yine ateşe atılması ceza mıdır?

Bütün bu ayetler müteşabih ayetler olduğu halde yüzlerce yıldır neden her seferinde düz anlamları ile anlatılıp insanlar uyarılmamıştır. Kur’an’ın daha ilk sayfalarında meleklere Âdem’e secde edin diyen Allah, şeytanın cin cinsinden olup dumansız ateşten yaratıldığını anlatmamış mıdır? Şeytanın Âdem’i topraktan beni ateşten demesi yalan mıdır? Zaten değişik ayetlerde insanın topraktan şeytanın ateşten yaratıldığı anlatılmamış mıdır? Kur’an’da çokça geçen Cin kelimesi sadece tek manada Yani metafizik ve elle tutulmayan gözle görülmeyen bir manada mı anlatılmıştır? Cinlerle ilgili çok şey anlatan rivayetçiler acaba; Kur’an’da yer alan cin kelimesin farklı 4-5 manası olduğundan haberleri var mıdır? Özellikle şeytan konusunu yazınca şeytanın avukatlığına soyunduğum anlaşılmasın.

6. Örnek: HZ. NUH VE TUFAN Diğer NEBİ_ELÇİ  kıssalarına baktığımız zaman örneğin Lut, kavmine gider tebliğ yapar ve inanan inandı inanmayanlar da helak edilir. Salih’in kavminde de Aynısı yaşanır. İnananları alıp uzaklaşır kavminden ve o kavim helak edilir. Dikkatinizi hiç çekti mi bilmiyorum, Nuh’a neden aylarca gemi yaptırılır? Nuh ta tebliğ yapar, inananları oradan alır ve yüksek bir mevkie çıkar ve Allah o kavmi helak ederdi. Hayır, böyle olmaz aylarca gemi yaptığı gibi gemi tamamlandıktan sonra her hayvan türünden birer çift alması istenir. Bölgesel bir tufan olduğunu Nuh’un kavminin helak edildiğinden anlıyoruz. Peki, madem bölgesel bir tufan ise neden o kadar hayvanı gemiye yükletti?

Kur’an’ın sistematiğine göre iki tane cevabı var. Bu cevapları okudukça hak vereceğinizi umuyorum.

Allah müteşabih yolları seçerken hem ileriki yüzyıl insanlarına mesaj vermek istemiş hem Kur’an’da defalarca uyardığı gibi insanlardan akıllarını kullanmalarını istemiştir. Çokça düşünmek, okumak araştırmak gerektiğini de dikkati çekmiştir. Şimdi hal böyle iken Kur’an insanlığa indirilmişken, ölülere okunması ile ilgili tek ayet yokken! Neden mezarlıklarda ölülere okunur hala anlamış değilim! Anlamlarını okuyup anlamaya çalışmak varken neden anlamadıkları bir lisanla okunur bunu da anlamış değilim! (Arapçayı ve anlamlarını bilenler müstesna).

Yukarıdaki alıntıda: müteşabih ayetlerin MECAZ, Kinaye ve TEŞBİH ve diğer edebi sanatların kullanıldığını ve açık olduğunu okumuştuk.

KİNAYE nedir = Bir Sözcüğü hem gerçek hem de mecaz anlamda Kullanarak maksadı üstü örtülü biçimde anlatan söz

MECAZ nedir = Sözcüğün gerçek anlamının dışında kullanılmasıyla Kazandığı anlamına MECAZ anlamı denir.

TEŞBİH nedir? Teşbih (Benzetme):

Anlatımı güçlendirmek amacıyla, aralarında ortak nitelik bulunan iki varlık ya da kavramdan, ortak nitelik yönünden güçlü olandan zayıf olana aktarma yapılmasıdır.

Bu kavramları okuyup anladıktan sonra yine ESER SAHİBİ Allah’ın kendi gönderdiği kitabının Ali İmran Suresi 7. ayetinde uyarıldığı üzere MÜTEŞABİHler gerçekten Allah’ın uyardığı şekilde mi kullanılmış yoksa MECAZlar hakikat sanılıp insanlara sunulmuş mudur?

Özellikle MECAZ konusunda uyarmak istiyorum ki bazı insanlar tarafından Bu KAVRAM da değişikliğe uğramış. Kur’an’ı kendi görüşünde anlatmak isteyen bazı insanlar herhangi bir konuda efendim burası aslında MECAZ anlatım demektedirler. MECAZı nasıl anlayacağız? Halk edebiyatında ve gerçek edebiyatta MECAZ olarak geçen her kavramın altı çizilmeli (Aslında KUR’AN mealcileri tarafından özellikle yazılar siyahsa MECAZlar kırmızı yazılarak dikkat çekilebilir)

Örnek vermem gerekiyor: Bir ayette ARŞ = TAHT kelimesi geçiyorsa bu kelimenin MECAZ olup olmadığını düşünmenizi ve bu KAVRAM üzerinde de durarak farklı anlamı olabileceğini düşünmeniz gerekir. TAHT = Sadece kralların oturduğu Koltuk anlamında olabileceği gibi MECAZ anlamı ise O ülkenin GÜCÜ; yönetimi, İktidarı, ya da padişahı ya da kralının makamı (mevkii) anlamına gelmektedir.

Kısaca edebiyatta geçen her MECAZ kelime işaretlenmeli ve iki anlamında da düşünülmelidir. Mesela yeddullah =Allah’ın eli kelimesini ele alalım Allah kendini her şeyden münezzeh olarak tanıttığına göre demek ki burada geçen EL = gerçek manadaki el değil GÜÇ / KUVVET anlamında MECAZİ olarak alınmalıdır.

Özellikle MECAZlar konusunda uyarılmayan ve Ali İmran 7 ayetinden bir çıkarım yapamayan birçok İlahiyatçı bile sanki bütün ayetler MUHKEM Ayetler gibi okumakta ve düz anlamları ile bir çıkarımda bulunmaktadırlar.

MUHKEM konusunda da bir açıklama yapalım:

Muhkem ayetler: “Hüküm içeren” demektir. İçerisine insanları kargaşadan ve zulümden engelleyen ilkelerin bulunduğu ayetler demektir. Ki bu ayetler açıktır, nettir ve tekbir anlam ifade ederler. Bu ayetlerden ikinci ve üçüncü……başka bir anlam çıkarılamaz.

Bence 14 asırdır yapılmayan yapılmalı ve bir HEYET oluşturarak MÜTEŞABİH ayetler ve MECAZ ve TEŞBİHler üzerine geniş kapsamlı bir araştırma ve soruşturma yapılmalı ve ARAPÇI (rivayetçi) gelenekten çıkarak KUR’ANCI bir gelenek oluşturmalı ve Allah’ın Ali İmran suresi 7. ayetteki ayırımı önemseyerek özellikle Kâinat ayetleri ile (tarih, yer, madde, doğa yasaları) KUR’AN ayetlerini karşılaştırmalıyız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s